|
Avrupa demokrasisinin "beşiği" sallanıyor.
İsviçre'de geçen hafta minare yapımına yasak getirilip getirilmemesi konusunda bir referandum yapıldı. İlk sonuçlara göre İsviçreliler yasağa evet dediler. "Hoşgörünün", "tarafsızlığın" kabesi gibi görülen bir yerde alınan bu karar, şovenist kışkırtmaların sonuçlarını gösteriyor.
Faşist ve yabancı düşmanlığı yapan parti ve çevrelerin ön ayak olması, halkı kışkırtması ile sürdürülen bu demokrasi gösterisi, bir yasakla sonuçlandı.
Hele bu yasağın, İsviçre'de alınması, birçok kişi ve çevreyi adeta şaşırttı.
Mesele camilerin minarelerinin olup-olmamasından öte göçmen halklara onların inançlarına, kültürlerine reva görülen yaklaşımdır. Söz konusu sorun göçmen halklara dayatılan bir statüdür. Avrupa emperyalist devletleri, göçmen halkları, uyum adı altında ehlileştirmek ve kendi kültürleri içinde eritmek istiyorlar.
Avrupa'ya adımını atan herkese dayatılan, kendi dilini, kendi kimliğini, kendi değerlerini bir yana bırakıp, emperyalistlerin onlara biçtiği kadar, o ülkenin "vatandaşı" olmaktır.
Yaşamını, inançlarını ve kültürünü bir yana bırakarak, ikinci sınıf vatandaş olarak yaşatıldığı Avrupa'da yoz ve bencil yaşama "uyma"sıdır. Uyum dedikleri, ehlilleşmedir. Egemen düzene ayak uydurmadır.
Çağdaşlık dedikleri ise "Avrupa'nın kibiri"dir. Ki, göçmen halklara bakış açıları yıllardır böyledir.
Bunların yaşandığı bir Avrupa'da "hoş görü" ülkesi olarak lanse edilen İsviçre minare yapımı konusunu referanduma götürdü. Bir kere böyle bir konu için referandum a gitmek, temel haklar ve özgürlükleri tartışmaya açmaktır.
Bu nasıl bir demokrasidir ki, göçmen halklar inançlarının gereğini yerine getiremiyorlar?
Bu Avrupa'nın iki yüzlülüğüdür. Hoşgörü, çağdaşlık lafta kalan şeylerdir. Bugün Avrupa'da ırkçı ve faşist partilerin arkasında devletler vardır. Yabancı düşmanlığının önünü devletlerin yasak ve baskı politikaları açmıştır.
Bazı çevreler, İsviçre'deki bu minare yasağını, "İslamafobia" olarak değerlendirdiler. "İslamafobia" değildir olan biten. Sorun islam korkusu değildir. İslam, müslümanlık, Türklük, Afrikalılık, zencilik, burada kullanılan bir unsurdur. Sorun emperyalizmin ırkçı politikalarıdır. "İslamafobia" adlandırması saldırının, politikanın emperyalist niteliğini gizliyor.
Bu politika, kitlelerin memnuniyetsizliğini "yabancı"lara, "kendinden olmayanlara" yöneltiyor. O yabancının özelliği Türk olması da olabilir, müslüman olması da... Afrikalı, Faslı veya Kızılderili... farketmez. Emperyalizmin kitleleri kışkırtabileceği, milli dini veya kültürel açıdan bir "yabancı unsur" olması esas olandır.
Uyum adına sürdürülen politika, göçmen halkların yaşamlarına, kültürlerine, değerlerine bir saldırıdır.
"Ya benim dediğim gibi yaşarsın, ya da seni kapı dışarı ederim" diyor, kapitalist Danimarka!
Oysa savundukları kağıt üstündeki demokrasilere göre, "herkes eşittir."
Göçmenler olarak,bütün bu gelişmeler,Fransa’dan, Almanya’ya, Karikatür krizlerinden bu güne defalarca gösterdi ki. İnançlarımıza, kültürümüze, dilimize, kendimize ait olan, bizi biz yapan birçok yanımız, Avrupalı politikacılar tarafından bizi aşağılamak için kullanılmaktadır. Artık, direk bizi, yaşam tarzımıza, inançlarımıza yönelik bu saldırılara sessiz kalmamalı, sorgulamalı ve tepkimizi ortaya koymalıyız. Biliyoruz ki dünyayı Avrupalılar, yaratmadılar. Halklarımızı aşağılamaya hiç mi hiç hakları yoktur. Irçılık İnsanlık Suçudur!
Irkçı Saldırılara Sessiz Kalmayalım!
Irkçılığa Karşı Mücadele Derneği (IKAD)
Ikad e.v.
Wassertorstrasse 65 10969 Kreuzberg
mail adresi: ikadberlinkarsi@gmail.com
tel: 0 163 235 97 19 |