|
Anayasayı Koruma Örgütü Raporları ile Tutuklanan Devrimcilerin Özgürlükleri İade Edilmelidir.
Yıl 1939 Hitler öncülüğünde faşizm sistematik olarak yahudiler, solcular, çingeler katledildi.
Yıl 2011 Almanya'da Türkiyelilerin evleri yakılıyor, öldürülüyor, devrimciler yalanlarla tutuklanıyor.
Değişen birşey yok. Tek değişen gaz odalarının olmamasıdır. Tecrit hücrelerinde insanlar sistematik olarak yok edilmek isteniyor. Daha modern silahları var artık. Basını, teknolojisi, hapishaneleri.
4 Kasım'da Thüringen eyaletinin Eisenach kentinde iki kişi bir banka soygunu eylemi yaptı. Eylemden sonra takip alan bu iki kişi barındıkları bir karavanda sıkıştırıldı. Ve soyguncular Saksonya eyaletinin Zwickau kentindeki işbirlikçileri Beate'yi arayarak 'Evdeki herşeyi imha et' diye talimat verdiler. Beate de bulunduğu evi yakarak oradan uzaklaştı. Aynı anda soyguncuların sığındığı karavanda da yangın çıktı. İddiaya göre soyguncular yakalanacaklarını anlayınca 'intihar etmişlerdir'. Evden çıkan silahlar ve belgelere göre bu faşist örgütlenme şimdiye kadar dokuz yabancıyı ve bir polisi öldürmüş, enaz 14 banka soygunu gerçekleştirmiş, Köln'de Keupstrasse olarak bilinen Türkiyelilerin mahallesinde yapılan bombalı saldırıyı yapmışlar.
Ölen iki kişinin üzerinde, sadece Anayasayı Koruma Örgütü elemanlarına verilen türde kimlikler bulundu . Medyada hergün yeni pislikleri çıkıyor. Aynen Susurluk'ta Türkiye devletinin pisliklerinin ortaya saçılmış olması gibi, Zwickau'da da Alman devletinin pislikleri ortalığa saçılmıştır.
Anayasayı Koruma Örgütü, devletin kendisidir. Anayasayı koruma misyonu, bu gizli servise, Anayasanın değiştirilemez maddelerini koruma yetkisi veriyor. Aynen 12 Eylül cuntasının yarattığı kendi kurumlarına verdiği yetkilere sahiptir. Yani bu örgütün yaptığı ve söyledikleri Almanya'nın yönetim şeklini belirler.
Almanya'da ikibinli yıllarda öldürülen sekiz Türkiyeli, bir Yunanistan'lı esnafın öldürülmesinin arkasından işte bu Anayasayı Koruma Örgütü çıktı.
Bunun anlamı açıktır: Alman Devleti Dokuz İnsanımızın Katilidir. Almanya'da Irkçılık Bir Devlet Politikasıdır.
Türkiyeli devrimciler olarak bir çok kez ırkçılığın bir devlet politikası olduğunu ve Neo-Nazi örgütleri bizzat devletin desteklediğini söyledik, yazdık. Şimdi bütün gerçekler gün gibi ortada.
Türkiyeliler olarak birçoğumuz ayrımcılık ve ırkçılığı devletin desteklediğini biliriz. Çünkü ırkçılığı bizzat devlet kurumlarında yaşarız. Ve bunu bizi yıldırmak boyun eğdirmek için yaptıklarını da biliyoruz.
Ama artık devletin cinayet işlediği, katliam yaptığı üstü örtülemeyecek kadar tüm kanıtlarıyla ortadadır.
ORTAYA ÇIKAN NEDİR?
2000-2006 yılları arasında sekizi Türkiyeli, biri Yunanistan'lı 9 kişinin Alman devletinin korumasındaki Neo-Naziler tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. 2000-2011 yılları arasında bu cinayetler basında bir çok kez yer aldı. Mafya işi denildi. Aile arası hesaplaşma denildi, ölenlerin aile üyeleri suçlandı. Ailelerin psikolojileri bozuldu. Faşist saldırı dışında onlarca senaryo yazıldı.
Bu cinayetleri sorgularken polis dokuz cinayetin altısında, Almanya Anayasayı Koruma Örgütünün bir üyesinin olay yerlerinde olduğunu tespit etti.
2006 yılında bu ajan deşifre olunca cinayetler de son bulmuştu. Ki bu bilgi altı yıldır bilinmesine rağmen kamuoyuyla paylaşılmamış ve kamuoyunun gözünün boyanması için altı yıldır da sözde soruşturmalar devam etmiştir. Bugün kazayla ortaya çıktığına göre bu cinayetleri işleyen Anayasayı Koruma Örgütü'nün korumasındaki faşist çetedir ve bunların elinde de daha 88 kişilik bir cinayet listesi daha vardı.
2006 yılından sonra faşist saldırılar durmadı. Yüzlerce evimiz gece yarılarında bizleri diri diri yakmak için kundaklandı. Ancak son olarak bu faşist çete tesadüfen kendilerinden şüphelenen bir Alman kadın polisi öldürünce, çetenin de sonunun başlangıcı olmuş oldu. Eğer kendileri de hedef olmasaydı, bu faşist terör şebekesinin insanlık suçları da şüphesiz devam edecekti.
ALMAN DEVLETİ NAZİ ÇETELERİNİ YARATIYOR, KOLLUYOR VE BESLİYOR
Türkiyeli esnaflara yönelik seri cinayetlerle amaçlanan halkımızın terör yoluyla yıldırılmasıdır. Bu çetenin oluşturulmasının sebebi budur. Bu cinayetleri işleyen çete üç kişilik bir hücredir ve ortaya 'çıkartılan' da sadece bu hücredir. Bu hücreyi finanse etmek için Anayasayı Koruma Örgütü son on yıl içinde Birbuçuk Milyon Euro ödemiştir.
Bu faşist terör çetesinin kurucusunun bir Anayasayı Koruma Örgütü ajanı olduğu da ortaya çıktı. Hatta çeteyi kuran bu ajan bizzat cinayetler sırasında da olay yerlerinde bulunuyor ve cinayetlerin arkada kalan delillerini temizliyordu. Son cinayet sırasında delilleri tam yokedememiş ve kendisi de deşifre olmuştu.
Alman gizli servisi bir yandan bu çeteleri finanse ederken, diğer yandan banka soygunları yapmasına göz yumarak, bu örgütlerin gelişmesine çalışmıştır.
Ortaya çıkan bir başka gerçek de; Alman ordusunun Nazi örgütlere askeri eğitim vermiş olmasıdır. Alman ordusunun yedekleri diye bilinen Rezervistler birliklerinde Naziler toplu olarak eğitime alınmış, silahlı eğitimden geçirilmiştir. Alman ordusu bugüne kadar binlerce ırkçı faşisti Para-militer eğitimden geçirip üzerimize salmıştır.
Bugün sorulması gereken soru: Bu çete gibi daha kaç faşist terör çetesi hazırda beklemektedir?
ALMAN DEVLETİ DE, BASINI DA BUGÜNE KADAR CİNAYETLERİN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞTI
Dokuz yabancı esnafın aynı silahla öldürülmesi, tüm esnafı Türkiyeli olan bir caddede yapılan bombalamalar, sadece yabancılara ait evlerin kundaklamaların ırkçı saldırılar olmadığı açıklamalarını verenler, bu devletin yetkilileridir. Basın da bu açıklamalara değer vermiş ve sadece bu açıklamaları yayınlamıştır.
Keupstrasse'deki bombalama anının DVD kayıtlarını ve işledikleri dokuz cinayetin silahını bile yaşadıkları evde saklayacak kadar pervasız davranmalarının gerekçesi aptal oldukları için değil, Anayasayı Koruma Örgütü'nün onlara sağladığı güvencedir.
Alman basınında şu an birçok haber çıkıyor. Her haberde şaşkınlık yaşadıklarını söyleseler de samimi değillerdir. Şaşkınlıklarının sebebi olsa olsa Anayasayı Koruma Örgütü gibi bir kurumun nasıl olur da bu kadar açık veriyor olmasıdır.
Alman basını yine kendinden bekleneni yapıyor. Ve ortaya çıkan gerçekleri çarpıtarak 'sorumlu Alman devleti değildir, bakın sorumlular ortaya çıkartılıyor, şimdi sağduyulu olma zamanıdır' demagojileri yapmaktadır.
2003 yılında Almanya'daki Nazi partisi NPD'nin yasaklanması yönünde bir dava açılmıştı. Bu davanın hakimi 'NPD içine sızmış, birçok üst düzey kilit konumlar elde etmiş olan Anayasayı Koruma Örgütü ajanları var, bu ajanların ortaya çıkmasını önlemek için bu davayı kapatıyoruz' kararı verdiğini aynı basın açıklamıştı. Hem Almanya'daki tüm partiler, hem de basın bu kadar bariz bir açıklamanın üzerine bile gidememiştir. Yargısı, Yasaması ve Yürütmesiyle birlik olup NPD'nin yasaklanmasını engellemişlerdir.
SAĞ GÖZ KÖR...
Almanya'da 'Devletimizin Sağ Gözü Kördür' diye bir tanımlama vardır. Alman Başbakanı Merkel de bu konuda yaptığı açıklamada 'Polisimizin sağ gözü biraz kördür' diyerek bir itirafta bulundu. AKP hükümetiyle işbirliği yapıp, AKP'nin polisinin fezlekeleriyle Almanya'da anti-faşistlere karşı davalar açılmasının sorumlusu kimlerdir? Merkel'in sağ gözü de, vicdanı da kör değil midir? Komplolar ve Türkiye'deki faşist rejimle işbirliği yaparak Türkiyeli devrimci demokratlara davalar açıp yedi sekiz yıla varan cezalar veren kim, tüm hapisliklerini tecrit hücrelerinde geçirmelerini sağlayan kim?
Bugün Almanya'da faşist örgütlenmeler yasak değildir, devlet korumasındadır. Bugüne kadar yüzlerce insanımızı katleden, diri diri yakan, linçlerle öldüren, sayısız kundaklama ve bombalama eylemi yapan Nazi örgütlerinin faşist terörleri, terör kapsamına alınmamaktadır. Çünkü terör kapsamına alınırsa, yasaklamalar da gündeme gelmek zorundadır. Oysa Merkel de dahil Alman devletinin sağ gözü kördür.
DEVRİMCİ ve DEMOKRATLARI TUTUKLAYANLAR, FAŞİST KATİLLERİ BESLEDİ
Anayasayı Koruma Örgütü; Katildir, iftiracıdır, komplocudur...
Biz çok yakından tanıyoruz onları. Onlarca devrimci, anti-faşist onların raporları sayesinde tutuklandı. Onların yalan ve komploları ile sayısız insanın oturum hakları öldürüldü, birçoğu yurtdışı edildi, binlercesinin vatandaşlık başvuruları reddedildi. Bu kararları veren bütün hakim ve mahkemeler de sadece ve sadece Anayasayı Koruma Örgütü'nün raporlarını dayanak olarak kullandı.
Bu örgüt her yıl bir kitap halinde raporlar yayınlar. Bu raporlarda 'terör' örgütlerinin son durumları yer alır. Bu arada her yıl terörist örgütlerin sayısı sürekli artıyor.
Bu raporlarda birçok demokratik kurum terörist gibi gösterilir. Devrimciler bu katil yetiştiren kurum tarafından verilen raporlar ile tutuklanmış ve yıllardır tecrit koşulları altında yaşıyorlar.
Almanya'nın neden devrimcilerin sesini boğmak istediğinin cevabı da ortaya çıkan bu katliamlardadır. İlk önce seslerini en çok çıkaracak olanları yok etmek istiyor.
Almanya 11 Eylül sonrası müslümanlara karşı terör estirdi adeta. Onlarca ırkçı yasa çıkardı. Bir çok hak gasp edildi.
Anadolu Federasyonu da işte bu keyfiliklere karşı mücadele ettiği için hedef seçildi. Alman devleti halkımızı baskı altında tutmak, asimile etmek istiyor . Bu yapacaklarının karşısında en fazla kimi engel olarak görüyorsa onu ortadan kaldırmak istiyor. Ortadan kaldırmak istedikleri de devrimcilerdir.
Asimilasyona karşı kendi kültürümüzle direnmeye devam edeceğiz. Almanya'nın faşizmi savunan yüzünü teşhir etmeye devam edeceğiz. Alınterimizle kazandığımız haklarımız için demokratik haklarımızı kullanmaya devam edeceğiz.
ÇAĞRIMIZDIR: Anayasayı Koruma Örgütü'nün raporlarının hiç bir hükmü yoktur. Bu raporlar ile tutuklanan ve mahkum edilen bütün anti-faşistler serbest bırakılmalı, bu raporlar sayesinde vatandaşlık ve özlük hakları gaspedilmiş olan binlerce insanın hakları iade edilmelidir.
Devrimci tutsaklar; Faruk Ereren, Nurhan Erdem, Cengiz Oban, Şadi Özpolat ve Ünal Düzyar'a özgürlükleri iade edilmelidir. Devrimcilere verilen cezalar tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.
Asıl tutuklanması ve halka hesap vermesi gerekenler Anayasayı Koruma Örgütüdür.
Halka karşı suç işleyenler, faşist terörün koruyuculuğu ve finansmanını yapanlar yargılanmalıdır. Irkçı, aşist terör örgütleri dağıtılmalı ve yasaklanmalıdır.
Anadolu Federasyonu
KASIM 2011
|